Sıkça Sorulan Sorular

Küresel İklim Değişikliği nedir?

Dünyanın atmosferi bir sera gibi çalışır. Güneşin yaydığı kısa dalga ışınlar atmosferden geçerek yeryüzüne ulaşır. Yeryüzü güneşten aldığı bu ışınların bir kısmını, uzun dalga kızılötesi ışınlar olarak tekrar atmosfere geri yansıtır.

Atmosfer neredeyse bütünüyle nitrojen ve oksijenden oluşur ve bu gazlar kızılötesi ışınları yani sıcak dalgasını tutmaz. Ancak atmosferdeki karbondioksit, metan, ozon, azotoksit ve nitrojen oksit gibi gazlar yeryüzünden yansıyan kızılötesi ışınların bir kısmını yakalar ve tutulan ışınlar atmosferin alt tabakalarını ısıtır. Bu gazlar modern endüstride ve tarımda kullanılan, fosil yakıtların yanmasıyla açığa çıkan gazlardır.

Bu şekilde ısınan havanın bir kısmı alçalarak yeryüzünü etkiler. Buna sera gazı etkisi deniyor. Şayet sera gazları olmasaydı, yeryüzünün sıcaklığı yaklaşık 33 °C daha soğuk olur ve tüm dünya buzullarla kaplanırdı. Sera etkisi sonucu dünya yüzeyinin sıcaklığının artmasına küresel ısınma diyoruz.

Geçtiğimiz bin yıl boyunca ormanlar sayesinde, dünyadaki bitkilerin saldığı gazlarla karbondioksit arasında bir denge söz konusuydu. Ormanlar havaya salınan karbondioksiti tutarak, selüloza dönüştürüp, fotosentez yoluyla oksijen saldı. Ancak günümüzde, bin yıl önceki ormanların yarıdan fazlası yok oldu.

İnsan faaliyetleriyle değişen atmosferin gaz dengeleri içinde önemli bir rol oynayan karbondioksit, küresel ısınmada yüzde 64 paya sahip ve bu gazların emisyonunun yüzde 77'si, petrol, kömür, doğal gaz gibi fosil yakıtların yanmasıyla oluşuyor. Günümüzde karbondioksitin atmosferdeki seviyesi, doğanın kabul edebileceğinin bin katı daha hızlı artıyor. Atmosferdeki karbondioksit konstanstrasyonu 1800'lü yıllardan beri yüzden 30'dan daha yüksek bir seviyede arttı. Yeryüzünün ortalama sıcaklığı geçtiğimiz yüz yıl içinde 0.6 °C arttı.

Özetle, kömür, gaz, petrol gibi fosil yakıtları tüketerek ve ağaçları keserek dünyanın atmosferindeki karbondioksit oranını yükseltmiş durumdayız, ki bu da sıcaklıkların sürekli yükselmesine neden oluyor. Bilim adamlarının birçoğu küresel ısınmanın doğal bir olay olmaktan çok insanların aktiviteleri sonucunda oluştuğunu söylüyorlar.

Küresel İklim Değişikliğinin Doğrudan Etkileri Neler Olacak?

Ortalama 2oC veya üstü bir küresel ısınma, tehlikeli ve geri dönüşü olmayan etkiler yaratacaktır. Bu etkilerden bazıları şunlardır:

  • Su sıkıntıları: Küresel olarak, su sıkıntılarının sonucunda üç milyardan daha fazla insan risk altında olacaktır. Erime sularının kaybı, tek başına Hindistan’da 500 milyon insan ve sulama alanlarının %37’si için su sıkıntısı yaratacaktır.

  • Gıda güvenliğinde sıkıntılar: Afrika’da ve diğer yerlerde daha sık kuraklık yaşanması, daha az ürün hasatına yol açacaktır ve tropikal bölgelerden ılıman orta enlemlerdeki bölgelere kadar uzanan tahıl ürünleri hasatında, buharlaşmadaki artış sebebiyle, genel bir düşüş yaşanacaktır.

  • Sağlık etkileri: Üç yüz milyon insan, sıtma ve diğer hava ve su yollarıyla bulaşan hastalıkların riskiyle karşı kaşıya kalacaktır. 2020 yılına kadar, kısmi olarak sıcaklık stresi ama temel olarak düşük gelirli ülkelerdeki diyare ve kötü beslenmeden, sağlık harcamalarının ikiye katlanması öngörülmektedir.

  • Sosyo-ekonomik etkiler: Orta derecede ısı artışlarının sosyo-ekonomik kayıplarda yaratacağı düşünülen etkileri, gayri safi yurtiçi hâsılada (GSYİH), erken müdahalenin daha düşük maliyetlerine nazaran dönüşü olmayan iklim değişikliğinin %20’ye kadar küresel hasarının yanı sıra, az olabileceği gibi birçok GSYİH puanı kaybına sebep olacaktır.

  • Ekosistemlere etkileri: Nadir ekosistemlerin/türlerin kaybolması dahil, yeryüzünde yaşayan türlerin %35’inin nesli, 2050 yılına kadar ya tükenmiş ya da tükenmek üzere olacaktır (örneğin; Cape bölgesi, Güney Afrika).

Su kaynaklarının korunması neden çok önemli?

  • Dünyada şu anda bulunan suyun yüzde 97.5`i tuzlu sulardan oluşuyor. Tatlı suyun oranı ise sadece yüzde 2.5. Tatlı suyun yüzde 70`i kutuplarda donmuş halde, yüzde 30`u yeraltında bulunuyor.

  • Dünya Nüfusu geçtiğimiz yüzyılda 3 kat artmıştır. Aynı dönemde su kullanımı ise 6 katına çıkmıştır.

  • Bir ülkenin su zengini olabilmesi için kişi başına düşen yıllık ortalama su miktarının en aza 8.000-10.000 metreküp olması gerekir.

  • Kişi başına yılda ortalama 92.000 metreküp su düşen Kanada, su zenginliğinde birincidir.Kişi başına 138 metreküp su düşen Ürdün ve 124 metreküp su düşen İsrail en az suyu olan ülkelerdir.Türkiye, kişi başına düşen yıllık ortalama 1.519 metreküp su ile su yoksulu yolunda ilerlemektedir.

  • İnsanoğlu şimdiden, yeryüzündeki toplam tatlı su miktarının yarısından fazlasını tüketmiş durumdadır. Yapılan tahminlere göre, önümüzdeki 25 yıl içerisinde, kurumuş, bitmiş ya da kirlenmiş tatlı su miktarının dörtte üçüne çıkmış olacaktır.

Türkiye’de son 20 yılda kişi başına düşen su miktarı 4.000’den 1.519 m3’e düştü. Önümüzdeki 10 yılda bu rakamın 1.000 m3’e düşeceği öngörülüyor. Sonuçlar gösteriyor ki Türkiye, su fakiri bir ülke olma yolunda hızla ilerliyor. Nüfus artışı, mevcut kullanım alışkanlıklarımız ve değişen iklim koşulları su kaynaklarımız üzerinde büyük bir baskı yaratıyor.

Türkiye’nin su kaynakları ile ilgili en temel sorunu ise, sektörel su kullanımındaki plansızlık. Ülkemizde suyun yüzde 72’si tarımda kullanılıyor. Bu oran, tarımsal sulamanın gelecekte ihtiyaç duyacağımız su miktarı için ne kadar kilit bir rol oynadığını ortaya koyuyor.

Ülkemizde tarımsal sulamanın yüzde 92’si geleneksel yöntemlerle (karık, tavak, salma sulama) yapıldığı için, suyun yüzde 50’den fazlası yanlış ve ilkel sulama yöntemleri nedeniyle daha tarlada ürüne ulaşmadan yok oluyor. Bu durum; “sonlu bir kaynak” olan suyun boşa harcanmasına, dağıtım ve drenaj şebekelerinin daha büyük kapasiteli olarak inşa edilmesine ve daha fazla enerji kullanımına, dolayısıyla maliyetin artmasına neden oluyor.

Proje için neden Konya Havzası seçildi? Havzanın özelliği nedir?

  • Konya Kapalı Havzası, Türkiye’deki 25 akarsu havzasından bir tanesidir. Havza, Orta Anadolu Bölgesi’nde yaklaşık 55 bin kilometrekarelik yüzölçümü ile Türkiye’nin yaklaşık %7’sini teşkil etmektedir.

  • Konya Kapalı Havzası sulak alanlar ve biyolojik çeşitlilik açısından dünyanın en önemli 200 ekolojik bölgesinden birisidir. Havza 15 Önemli Bitki Alanı ve 6 Önemli Kuş Alanı’nı barındırmaktadır. Ayrıca, Türkiye’nin en büyük tatlı su gölü olan Beyşehir Gölü ve en büyük Özel Çevre Koruma Bölgesi olan Tuz Gölü ile birlikte havza sınırları içerisinde birçok korunan alan bulunmaktadır.

  • 1970’li yıllarda 1.5 milyonun üzerinde bir nüfusa sahip olan Konya Kapalı Havzası’nda günümüzde % 45’i kırsal alanlarda ve % 55’i kentsel alanlarda olmak üzere 3 milyon kişi yaşamaktadır. Havza, Türkiye nüfusunun % 4’üne ev sahipliği yapmaktadır.

  • KOP bölgesinde toplam nüfus, artış göstermekle birlikte artış hızı Türkiye ortalamasının gerisindedir. Bölge nüfusunun Türkiye nüfusu içerisindeki oranı son 4 yılda % 0,9 oranında azalmıştır.

  • Bölgedeki şehirleşme oranı Türkiye ortalamasının altında kalmaktadır. Bu olguda bölgedeki tarım yatırımlarının payı olabilir.

  • Artan nüfusun içme-kullanma suyu ihtiyacı ve gıda güvencesi için gerekli olan su taleplerinin karşılanması, sınırlı olan su kaynakları üzerindeki baskıyı artırmaktadır. Bunun yanı sıra refah düzeyinin artmasına paralel olarak sanayinin de gelişmesi su kaynaklarının kullanımını artırmaktadır.

  • Konya Kapalı Havzası’nın toplam alanının %56’sı (28 bin km2) tarım alanlarından oluşmaktadır. Arazi kullanımında ikinci sırayı 18 bin km2 ile “orman ve yarı doğal alanlar” Bunları sırasıyla su yüzeyleri (1800 km2), yapay alanlar (1000 km2) ve ıslak alanlar (660 km2) izlemektedir.

  • 2012 yılı itibariyle KOP Bölgesinde toplam mevcut sulanan alan miktarı 923.569 hektar olarak gerçekleşmiştir. 2023 yılı için hedef 1.100.000 hektarlık alanın sulamaya açılmasıdır.

  • 2010 yılı verilerine göre Türkiye’de üretilen şeker pancarının %36,8’i, çavdarın %33,2’si, patatesin ise %28,8’i KOP bölgesinde üretilmektedir. 2008 rakamlarına göre ise Türkiye’de üretilen buğdayın %9’u, arpanın ise %8’i Konya Havzası’nda üretilmektedir.

Konya Kapalı Havzası’ndaki Su Kaynaklarının Durumu Nedir?

  • Havza yıllık ortalama 300-350 mm yağış ile Türkiye ortalamasının altındadır. (Türkiye ortalaması yıllık 640 mm yağış) Havza’nın yıllık yağış dağılımı mevsimlere göre farklılık göstermektedir.

  • Havza genelinde ilkbahar mevsimi sonlarına doğru yağışlar azalmakta, yazın ise yok denecek kadar düşük seviyelere inmektedir. Havzaya düşen yağışların %70’i bitki yetişme dönemi dışında gerçekleşmektedir.

  • Uzun yıllar yağış normallerine kıyasla havzaya düşen yağışlarda son 30 yıllık dönem içerisinde 10-25 mm arasında bir azalma söz konusudur. Bu durum bölgenin iklim karakterinin yarı kurak iklim tipinden kurak iklim tipine doğru kaydığını göstermektedir. Yağışların azalması Havza genelinde su kaynaklarında ciddi bir azalmaya neden olmuştur.

  • Konya Kapalı Havzası, Türkiye’de kullanılabilir yüzey su kaynağının sadece %2’sini barındırmaktadır. Diğer yandan geniş bir kapalı havza olması nedeniyle Türkiye yeraltı su kaynağının % 17’si Konya Kapalı Havzası’nda bulundurmaktadır.

  • Havzada geçtiğimiz 50 yıl içerisinde doğal sulak alanları besleyen akarsular ve yeraltı suları doğrudan tarıma ya da tarımsal sulama ve benzeri insan kullanımlarına hizmet eden baraj, gölet, depolama gibi yapay sulak alanlara yönlendirilmiştir. Regüle edilen Beyşehir Gölü, Kozanlı-Gökgöl ve Ilgın-Çavuşçu Gölü dışındaki tüm doğal sulak alanlar ya tamamen kurumuş ya da büyük ölçüde küçülmüş durumdadır.

  • Günümüzdeki yağış miktarının Konya Kapalı Havzası’nın yeraltı su kaynaklarının beslenmesinde yetersiz kaldığı bilinmektedir. Buna rağmen Konya Kapalı Havzası ülkemizde yeraltı suyunun en fazla kullanıldığı havza olarak bilinmektedir. Havzada yeraltı suyundan istifade edilmeye 1960’lı yıllarda başlanmıştır.

  • DSİ 4. Bölge Müdürlüğü tarafından 2007 yılında yürütülen yeraltı suyu kuyuları envanter çalışması sonucunda; 4.768 adet kooperatif kuyusu ve 22.372 adet şahıs kuyusu olmak üzere toplam 27.140 adet ruhsatlı kuyu, ayrıca 66.808 adet de ruhsatsız şahıs kuyusu ile birlikte havzada toplam 93.948 adet yeraltı suyu kuyusu tespit edilmiştir. 2012 sonu itibari ile bu rakamın 100 bini aştığı tahmin edilmektedir.

  • Yalnıza 2012 yılında DSİ 4. Bölge Müdürlüğüne 3337 yeraltı suyu arama ve kullanma ruhsatı başvurusu yapılmıştır. Nisan 2013’e dek buna 940 başvuru daha eklenmiştir. Bu başvuruların yüzde 60’ından fazlası arama ya da kullanma ruhsatı almıştır. Dolayısıyla, havzadaki yer altı suyu kuyusu sayısı her geçen yıl artmaktadır.

  • Yeraltından çekilen su miktarı her geçen yıl artmakta, yeraltı su seviyesi yılda ortalama 3 metre düşüş göstermektedir. DSİ Bölge Müdürlüğü’nce işletilen kuyularda yapılan son 30-40 yıllık seviye gözlemleri de havza genelinde 1980 yılından bu yana yeraltı suyu seviyesinde 28 m düşüşü, dolayısıyla yıllık 1 m’ye varan su çekilmesini ortaya koymaktadır.

Ülkemizin tahıl ambarı ve küresel iklim değişikliği dolayısıyla kuraklıktan en çok etkilenecek bölgesi olan Konya Havzası’nda su kullanımı sürdürülebilir değil. Yanlış uygulamalar ve vahşi sulama yöntemleri nedeniyle su kaynakları hızla tükeniyor. Yağışların az olması nedeniyle de nadas-tahıl sistemiyle üretim yapılan kuru tarım alanlarından düşük verim alınması, Türkiye’nin tahıl ambarı olan havzada tarımsal katma değeri de düşürüyor. Havza genelinde modern sulamaya geçilmesiyle ve iklim koşullarına uygun ürün ekilmesiyle her sene ciddi oranda su tasarrufu yapılabilir. Tüm bunlar proje için Konya Havzası’nın seçilme sebepleridir.

İklim Değişikliği Konya Havzası’nı Nasıl Etkileyecek?

  • Yapılan iklim modellemelerine göre, Havza’da sıcaklık artışının 2030’lu yılların sonuna kadar sınırlı kalacağı, ancak bu tarihlerden itibaren sıcaklıkların havza genelinde hızla artacağı öngörülmektedir.

  • Sıcaklık artışının 2015 yılına kadar 2,5˚C civarında olacağı, bu artışın 2070 sonrasında 6˚C’yi bulabileceği öngörülmüştür.

  • Buna ilave olarak takriben 2030’ların sonundan itibaren yaşanması öngörülen sıcaklık artışlarından dolayı yağışdaki azalmalarla birlikte bitkisel üretime yönelik önemli etkiler olacağı ve bunun da ürün deseninde değişikliklere yol açacağı görülmektedir.

  • Konya Kapalı Havzası’nda bu dönemleri takiben mevsimsel özelliklere bağlı olarak yağış değerlerinde önemli azalmalar olacağı öngörülmektedir. Yağışlarda %20-30 seviyelerinden başlaması öngörülen azalmaların, özellikle bitki deseni üzerinde önemli etkileri olacağı öngörülmektedir.

  • 2030’lu yılların sonuna kadar Konya Kapalı Havzası’nda mevcut ortalamalara yakın düzeyde yağışlar beklenirken; 2040’tan 2099 yılına kadar (2072-2077 yılları arası hariç) genellikle kurak bir dönemin yaşanacağı tahmin edilmektedir. 2057 yılı ortalama 157 mm’lik yağış miktarı ile gelecek 100 yıllık periyodun en kurak yılı olarak öngörülmektedir.

  • Yıllık yağışlardaki düşüş karşısında yüzey akışları ve yeraltı suyu rezerv miktarları da önemli miktarda azalacaktır. Başta tarım olmak üzere pek çok sektör yağışlardaki bu değişimden olumsuz yönde etkilenecektir.

Havza’da Su Kullanımına Yönelik Sorunlar Nelerdir?

  • Sulu tarım uzun yıllardır Konya Havzası’nda kalkınmanın temel faktörü olarak görülmekte, bölgenin kalkınma planlarının odağını oluşturmaktadır. Bugüne kadar bölgede yapılmaya başlanan sulu tarım faaliyetleri ilgili çiftçilerin gelir seviyesini yükseltmiş ve sulu tarımın herkes tarafından talep edilen ve vazgeçilemeyecek bir unsur olmasına neden olmuştur.

  • Ürünlerin su ihtiyacından %70- %80’e varan oranlarda daha fazla su harcayan geleneksel sulama uygulamaları sürmektedir. Havzanın tamamında suyu etkin kullanan modern sulama yöntemlerine geçiş tavsiye edilmekle beraber bu konuda kısıtlı ilerleme kaydedildiği görülmektedir. Gerek il bazında gerekse havza bazında ne kadar alanın geleneksel yöntemlerle, ne kadarının modern yöntemlerle sulandığına dair herhangi bir sayısal veri mevcut değildir. Bu konudaki verilen düzenli olarak tutulmamış olması da ayrı bir sorun olarak karşımıza çıkmaktadır.

  • Havzada suyu daha etkin kullanan modern sulama yöntemlerine geçiş yapmış alanlarda dahi alışkanlıklar ve uygulama hataları nedeniyle ürünün ihtiyacının çok üzerinde sulama yapıldığı görülmektedir.

  • Klasik açık sulama sistemlerinden kayıp ve kaçaklar devam etmektedir. DSİ Bölge Müdürlükleri’nin kapalı sisteme dönüştürme çalışmaları mevcut olmakla birlikte tamamlanması zaman alacaktır.

  • Her tarlaya ayrı kuyu açılmasını gerektiren ve modern sulama sistemlerine geçişi güçleştiren arazi parçalılığı durumu devam etmektedir. Arazi toplulaştırma çalışmaları yürütülmekle beraber tamamlanması zaman alacaktır.

  • Havzada iklim koşulları ve su kısıtı dikkate alınarak bir tarımsal üretim planlaması yapılmamaktadır. Çok su ihtiyacı olan ürünlerden şeker pancarında kota uygulaması vardır ancak son yıllarda özellikle mısır, ayçiçeği ve patates gibi ürünlerin ekim alanları yaklaşık 3 kat artmıştır. Buna karşın, Havza’nın yapısına uygun olarak kuru koşullarda veya daha az sulamayla üretilebilecek buğday ve arpa gibi tahılların ekim alanları hızla azalmıştır.

Geleneksel Sulama Yöntemleri nelerdir?

Salma sulama yöntemi: Bu sulama yönteminde tarlabaşı kanalından tarla parseline alınan su parsel boyunca arazi üzerinde rastgele yayılmaya bırakılır. Su toprak yüzeyinde ilerlerken bir yandan da infiltrasyonla toprak içerisine girer ve bitki kök bölgesinde depolanır. Bu uygulama biçiminde sulama doğrultusunda eğimin % 3 ü geçmemesi ve sulamaya dik yönde eğimin olmaması gerekir. Bu sulama sulama suyunun bol ve sulama kültürünün olmadığı yerlerde kullanılır. Bu tip sulamada su kaybı fazla sulama randımanı da çok düşüktür ayrıca tarla yüzeyinde homojen bir su dağılımı da sağlanamaz, erozyona neden olur. Tarlada biriken ihtiyacın üstündeki su aynı zamanda toprağın tuzlanmasına sebep olurken tuzlanan toprak ekinler için verimsiz hale gelir.

Tava sulama yöntemi : Sulanacak tarla parseli toprak seddelerle çevrilerek eğimsiz alt parsellere ayrılır. Bu alt parsellere tava adı verilir. Tarlabaşı kanalından alınan su bu tavalara bir yada birkaç yerden verilir. Burada sulama için arazi önceden tavalara bölünür. Sık ekilen hububat, yem bitkileri ve meyve bahçelerinin sulanmasında kullanılır. Bu yöntemde suyun tavada kısa sürede göllendirilmesi için 30 l/sn üzerinde debili su kaynağına ihtiyaç vardır. Ayrıca suyun çok fazla verilip derine sızmasını önlemek için kont- rollü sulama yapılmalı ve drenaj tedbirleri de alınmalıdır. Bu yöntemin en olumsuz yanı da su sarfiyatı ve sulama zamanının fazla olmasıdır.

Karık sulama yöntemi :

Bu yöntemde bitki sıra aralarına karık adı verilen küçük kanalcıklar açılır ve su bu karıklara verilir. Su karık boyunca ilerlerken bir yandan da infiltrasyonla toprak içerisine girer ve bitki kök bölgesinde depolanır. Sulama sırasında mevcut debiye göre çok sayıda karığa su verilebilir. Karık sulama yöntemi sıraya ekilen yada dikilen tarla bitkileri, sebzeler meyve bahçeleri ve bağlarda kullanılır. Bitkiler burada karık üzerindeki sırtlara yapıldığından bitki kök boğazının ıslatılması söz konusu değildir. Bu nedenle adi sulama ve tava sulamaya göre sulama randımanı, su tasarrufu ve bitki hastalıkları yönünden en uygun sulama metodudur. Ancak bu sulama yönteminin tuzlu topraklarda uygulanması son derece sakıncalıdır. Çünkü su karık içerisinde hareket ederken su kapillarite ile karık sırtlarına doğru yükselir ve bitki kök bölgesinde tuz yoğunlaşmasına neden olarak bitkilerin zarar görmesine neden olur.

Modern (Basınçlı) sulama sistemleri nelerdir?

Yağmurlama sulama: Suyu toprak yüzeyine belirli bir basınç altında ince damlacıklar biçiminde, yağmur şeklinde püskürten meme veya başlıkların yer aldığı borulardan oluşan sisteme "Yağmurlama Sulama Yöntemi" adı verilir.

Yağmurlama sulama yönteminde arazi üzerinde belirli aralıklarla yerleştirilen yağmurlama başlıklarından basınç altında havaya verilen sulama suyu buradan arazi yüzeyine düşer ve infiltrasyonla toprak içerisine girerek bitki kök bölgesinde depolanır. Bu su uygulama biçimi doğal yağışa benzediği için yağmurlama yöntemi adını almıştır. Suyun başlıklardan basınç altında verilmesi için basınçlı bir boru sisteminin bulunması ve işletme basıncının ya pompa birimiyle ya da su kaynağının yüksekte olması şekliyle yerçekimiyle sağlanması gerekmektedir.

Yağmurlama Sulama Yönteminin Avantajları Nelerdir?

  • Su kullanma randimanı yüksektir. Sulama suyunun az oldugu yerlerde bu sudan azami yararlanılabilir.

  • Meyilli ve arazi sekli (topografya) bozuk yerlerde erozyona neden olmadan sulama yapılabilir.

  • Tohum çimlenme zamanında toprağın kaymak bağlaması nedeniyle bitkinin toprak üstüne çıkmama durumunu ortadan kaldırır.

  • İşletme masrafından ve isçilikten tasarruf sağlanır.

  • Toprak derinliği az ve sığ, geçirgen topraklarda en uygun sulama sistemidir.

  • Özellikle denize yakın yerlerde rüzgarla taşınan tuzlu suların bitkilere bıraktığı tuz zerreleri, tozlar ve zararlı hasereler, yağmurlama ile yıkanabilir.

  • Yağmurlama sulama ile kontrollü su verme imkanı olduğundan; taban suyu yüksek, drenaj sorunu olan yerlerde en uygun sulama metodu olmaktadır.

  • Tarla hendeklerine gerek kalmadığından, ekim alanı artmakta ve tarımsal işletmeler kolay yürütülmektedir.

  • Eriyebilir suni gübreler; sulama suyu ile birlikte isçiliğe gerek kalmadan bitkilere verilebilir.

  • Sebze, narenciye, bağ ve diğer meyvelikler dondan ve sıcaktan korunabilmektedir.

Damla sulama:Damla sulama yönteminde temel ilke, bitkide nem eksikliğinden kaynaklanan bir gerilim yaratmadan, her defasında az miktarda sulama suyunu sık aralıklarla yalnızca bitki köklerinin geliştiği ortama vermektir. Bu yöntemde bazen her gün, hatta günde birden fazla sulama yapılabilmektedir. Damla sulama yönteminde arındırılmış su, basınçlı bir boru ağıyla bitki yakınına yerleştirilen damlatıcılara kadar iletilir ve damlatıcılardan düşük basınç altında toprak yüzeyine verilir. Su buradan infiltrasyonla toprak içerisine girer, yerçekimi ve kapillar kuvvetlerin etkisi ile bitki köklerinin geliştiği toprak hacmi ıslatır. Başka bir deyişle, bu yöntemde genellikle alanın tamamı ıslatılmaz. Bitki sırası boyunca ıslak bir şerit elde edilir ve bitki sıraları arasında ıslatılmayan kuru bir alan kalır. Böylece, mevcut sulama suyundan en üst düzeyde yararlanılır. Damla sulama sistemi sabit sistem biçimindedir. Sistem unsurları, sulama mevsimi boyunca aynı konumda kalırlar. Ancak, sulama mevsimi sonunda bazı unsurlar araziden kaldırılır.

Damla Sulama Yönteminin Avantajları Nelerdir?

  • Su randımanının yüksekliği (%90-95).

  • Kaliteli ürün.

  • %25-80 arasında üründe verim artışı.

  • Yabancı ot mücadelesinin kolaylıği.

  • Rüzgarlı havalarda kullanılabilmesi.

  • Bitki hastalik ve zararlılarının önlenmesi.

  • Emek, zaman, işgücünden tasarruf.

  • Az debili sular, tuzlu ve atık suların kullanılabilmesi.

  • Bitkiyi strese sokmaması.

  • Eğimli arazilerde kullanılabilmesi.

  • Enerji tasarrufu.

  • Isçilik, gübre ve mücadele ilaçlarından tasarruf sağlaması.

  • Damla ve yağmurlama sistemlerinin yanı sıra, Mini sprinkler, Bublers sulama, Doğrusal Hareketli Yağmurlama Sulama Sistemi (Linear –Move) de modern sulama yöntemleri arasındadır.

    Genel olarak modern sulama, su ve enerji tasarrufu sağlar. Kullanıldığı arazilerde verim ve kalite yüksektir. Etkin gübrelemeye olanak sağlar, modern sulama ile tuzlu toprak ve tuzlu su koşullarında bitki yetiştiriciliği yapılabilir. Sulama işçiliği düşüktür. Bitkinin sadece kendisi sulandığı için tarımsal mücadele daha kolaydır. İstenildiği zaman tarla içine girilebilir ve tarımsa faaliyetlere devam edilebilir.

Modern sulama yöntemlerine geçilmesi bölgeye ne kazandıracak?

Bölgede modern sulama yöntemleri kullanılırsa, aynı büyüklükteki bir alanı sulamak için daha az miktarda suya ihtiyaç duyulacak. Örneğin bölgenin sulama ihtiyacı en yüksek bitkilerinden olan şekerpancarında salma sulamada dekara 1.279 mm su verilirken, damla sulamada bu miktar %38 azalarak 791 mm’ye düşebilir.

Konya ilinde mevcut sulama alanlarında salma sulama yöntemi ile harcanması gereken su miktarı 3.75 milyar m3 iken, bu miktar basınçlı sulama sistemlerinde yaklaşık 2.63 milyar m3’e düşebilir.

Aynı şekilde ürün desenine bağlı olarak sadece sulama yöntemini değiştirerek yağmurlama yöntemiyle yüzde 60-70, damla sulama yöntemiyle yüzde 75-85 su tasarrufu sağlanabilir.

Modern sulama konusunda verilen teşvikler nelerdir?

Ziraat Bankası: %25 peşin ödemeli 4 yıl 0 faizli sulama kredisi

Başvuru için gerekli evraklar:

  • Krediye başvuracak kişinin Çiftçi Kayıt Sistemine (ÇKS) kayıtlı olduğunu gösteren Çiftçi Kayıt Belgesi.

  • Çiftçi kayıt belgesi olan 2 adet kefil.

  • Başvuru sahibinin ve kefillerin nüfus cüzdanı fotokopileri.

  • Malzeme temin edeceği şirketten alınan proforma fatura.

  • Sulama yapılan kuyunun ruhsatı veya sulama kooperatifi sahasında ise su kullanım belgesi yazısı .

Başvuru adımları:

Yukarıda belirtilen evraklarla birlikte Ziraat Bankası’na başvuru yapılıyor. Krediye uygunluğu belirlenip onay veriliyor.

Onay sürecini takiben başvuru sahibinin tapusuna Ziraat Bankası tarafından ipotek koyuluyor ve sistemin satın alınacağı şirketten faturanın aslı temin ediliyor.  

Sulama sistemi arazide uygulanmış halde Ziraat Bankası yetkilileri tarafından görüldükten sonra kredi tutarı özel şirketin hesabına aktarılıyor. Bu çerçevede, çiftçi %25’ini peşin ödediği sulama kredisinin geri kalan 4 yılını 0 faizle Ziraat Bankası’na ödüyor.

Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı:

  • Buğday için kg başına 5 kuruş, arpa için kg başına 4 kuruş, yağlık ayçiçeği için kg başına 24 kuruş, dane mısır için kg başına 5 kuruş ve kuru fasülye için kg başına 10 kuruştur. Slajlık mısır için ise dekara 50 TL’dir.

Desteklerden yararlanmak için aşağıdaki belgelerle birlikte İl ve İlçe Gıda, Tarım ve Hayvancılık Müdürlüklerine başvurulabilir.

Başvuru için gerekli evraklar:

  • Gıda, Tarım ve Hayvancılık İl Müdürlüğü’ne yazılmış dilekçe.

  • Satış müstahsil makbuzu  (Ürünün satıldığı yerden alınır).

  • Çiftçi kayıt belgesi.

  • Borsa tescil belgesi.

  • Arazi tespit tutanağı (Sadece ayçiçeği ve dane mısır desteği için gereklidir).

Desteklerin ödemesi üretim mevsiminden sonra yapılır.

Obruk nedir?

Obruk, yatay veya yataya yakın tabakalı kireçtaşlarında bulunan yeraltı nehirlerinin veya aktif mağara tavanlarının çökmesi sonucu oluşmuş baca veya kuyu görüntüsü veren derin çukurluklardır. Genellikle karstik arazilerde görülür. Derinliği ve genişliği bir metreden yüzlerce metreye değişen bu oluşumların içi çoğunlukla suyla doludur. Obruklar karst arazi denilen, genelde suyun kolayca eritebildiği kireçtaşları ve karbonatlar içeren düzlüklerde bulunan derin çukurlar şeklinde görünür.

Obruk oluşumunun dezavantajları nelerdir?

Obruk oluşumunda, doğal koşullar (tektonizma, iklim, litolojik yapı, karstlaşma) yanında son yıllarda insanoğlunun faaliyetleri (aşırı yeraltı su kullanımı) de etkili olmaktadır. Konya Kapalı Havzası’ndaki yer altı sularının aşırı kullanılması, zaten karstik yapıda ve obruk oluşumuna müsait olan Havza’da irili ufaklı yeni obrukların oluşmasında etkili olmuştur. Oluşum bakımından güncel obruklar, Karapınar ve çevresinde gerek yerleşim yerlerini gerekse tarım faaliyetlerini önemli ölçüde etkilemektedir. Çünkü obruk oluşan yerlerde ya yaylalar terk edilmekte ya da tarım yapılan alanlarda çökme tehlikesine karşı tarım yapılmaktan vazgeçilmektedir. Bu da yöre halkının sosyo-ekonomik bakımdan zor durumda kalmasına neden olmaktadır.